Abbas Bin Mirdas Bin Ebi Âmr

Şair sahâbelerden biri olan, Abbas bin Mirdas bin Ebî Âmir’in neseb silsilesi veya kabilesi şöyle anlatılır: Abbas bin Mirdas bin Ebi Amir bin Cariye bin Abd bin Abs bin Rifaâ bin Hâris bin Habi bin Hâris bin Buhse bin Süleym bin Mansur el-Sülemi Künyesi ise: Ebû’l-Heysem, veya Ebû’l-Fadl’dır. Kendisi Ensâr dan olup, doğum ve vefât tarihleri ise kesin olarak bilinmemektedir. Ancak, Hendek Ğazvesi’nden hemen sonra gelib İslâm dinine girdi.

Abbas Bin Mirdas Bin Ebi Âmr

Abbas Bin Mirdas Bin Ebi Âmr
عـبّـا سُ بْــنْ مِــرْدَاسُ بْــنْ أبـِي عَـا مِـر


 Baba Adı    :    Mirdas bin Ebi Âmr.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok, Medine yakınlarında bulunan, Beni Seleme yurdunda dünyaya gelmiştir.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hz.Osman’ın devrin de Basra yakınlarında vefat etmiştir. Ölüm Tarihi ise kesin olarak belli değildir.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Habibe bint-i Dahhak bin Süfyan.
 Oğulları    :    Cülhuma.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Hendek sonrası bazı seferler.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Ensâr sayılırdı.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    4 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Abbas bin Mirdas bin Ebi Amir bin Cariye bin Abd bin Abs bin. Rifaa bin Hâris bin Habi bin Buhse bin Süleym bin Mansur el-Sülemi.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû’l-Heysem, Ebû’l-Fadl.
 Kimlerle Akraba idi    :    Bilgi yok.
HAYATI

Şair sahâbelerden biri olan, Abbas bin Mirdas bin Ebî Âmir’in neseb silsilesi veya kabilesi şöyle anlatılır: Abbas bin Mirdas bin Ebi Amir bin Cariye bin Abd bin Abs bin Rifaâ bin Hâris bin Habi bin Hâris bin Buhse bin Süleym bin Mansur el-Sülemi Künyesi ise: Ebû’l-Heysem, veya Ebû’l-Fadl’dır. Kendisi Ensâr dan olup, doğum ve vefât tarihleri ise kesin olarak bilinmemektedir. Ancak, Hendek Ğazvesi’nden hemen sonra gelib İslâm dinine girdi. Hayatının akışı bundan sonra belli olmaktadır.

Başka bir rivayette ise:

Abbas bin Mirdas’ın Müslüman oluşu, Mekke’nin Fethi’nden biraz önce idi. Abbas bin Mirdas, cesur ve güçlü bir şairdi. Cahilliye çağında içkiyi kendilerine yasaklayanlar arasında idi. Abbas’ın babası Mirdas, Dımarı diye anılan bir puta tapardı. Mirdas, ölüm döşeğine düşünce, oğlu Abbas bin Mirdas’a:

      “-Yavrucuğum! Dımara tap! Çünkü, O, sana yarar da verir, zarar da verir!”dedi.

Abbas bin Mirdas, bir gün Dımar putunun yanında bulunduğu sırada, onun içinden bir seslenicinin şöyle seslendiğini işitti:

      “-Süleymden olan bütün kabilelere de ki: Dımar, yok olup gitti artık! Mescid-i Haram halkı ise, yaşıyordur! Çünkü, Kureyşîlerden doğru yolu bulmuş olanlar, Meryem’in Oğlun’dan sonra Peyğamberliğe ve Hidayete varis oldular! Muhammed Peyğambere Kitâb’ın gelmesinden öncelere kadar tapılıp duran Dımar’da yok olup gitti artık!”

Bunun üzerine, Abbas bin. Mirdas Dımar’ı yıkıb yakıb Resûlullâh’ın yanına gitti ve Müslüman oldu. Abbas bin. Mirdas, Mekke Fethi sırasında, Resûlullâh (s.a.v) henüz Müşellel mevkiine inmeden önce gelib Resûlullâh (s.a.v)’in ordusuna katıldı, ve, Müslüman oldu.

Süleym oğulları, Abbas bin Mirdas’ın kumandası altında Mekke’nin Fethi’nde ve Huneyn Savaşı’nda bulundular. 1

Babası Mirdas ile arkadaşı Ebû Sufyan’ın babası Harb bin Ümeyye ile birlikte aynı günde öldü. O ikisini Cinler öldürdü de denilir, bu konuda onların bir kıssası da vardır. 2

Başka bir rivayette:

Abbas bin Mirdas’ın kabilesi, Resûlullâh (s.a.v)’in ısrarları üzerine İslâmiyet’i kabûl etmiştir. Medine dışında Benî Seleme yurdunda ikamet eden, Abbas bin Mirdas, Câhilliye devrinde dahi içki içmezdi. Ancak, babasından kendisine kalan Dimâr adında tahtadan yapılmış bir putu vardı. Bunu, evinin bir köşesine koyar ve her gün onu ziyaret ederdi.

Kendi ifâdesine göre,

Hendek Savaşı’ndan sonra bir gece bir ses duydu. Korku içinde ayağa kalkarak putuna sığındı. Putun içinden sanki bir ses ona seslenerek:

      “-Ey Abbas, Benî Süleym kabilesinin hepsine söyle. Dostunuz helâk oldu. Mesciddekiler (Müslümanlar) yaşasın. Muhammed’e kitâb gelmeden önce kendisine tapılan helâk oldu. Meryem’in oğlundan sonra hidâyet ve Nübüvvet vârisi, doğru yolu gösterici O’dur!”diyordu.

Abbas bin Mirdas bin Ebî Âmir:

      “-Bu sesi duyduğum zaman kimseye, kabileme bir şey söylemedim. Sonra çöle çıktım. Devemin üzerinde uyuyordum. Nihayet içime hidâyet ateşi doldu. Hemen Resûlullâh’a giderek Müslüman oldum!”şeklinde dur-umunu açıklamıştır.

Başka bir rivâyette ise Abbas bin Mirdas (r.a), Müslüman oluşunu şöyle açıklamaktadır:

“-Dimâr adlı puttan öyle sesler gelince, korku içinde dışarı fırladım. Ve, arkadaşlarımızın yanına gittim. Hâdiseyi onlara da anlattım. Hemen Benî Hârise’den üç yüz kişi ile birlikte Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına gittik. Mescide girdik. Resûlullâh (s.a.v), beni görünce:

      “-Yâ Abbas, nasıl Müslüman oldun?”diye sordu.

Bende başımdan geçenleri birer birer anlattım. Resûlullâh (s.a.v) buna çok sevindi. Ben ve beraberimdekiler, Müslüman olduk!”

Hicretin sekizinci yılda Mekke fethi esnasında Abbas bin Mirdas bin Ebî Âmir, kabilesinden dokuz yüz kişinin başında sancaktar olarak fethe iştirak etti. Sonra Huneyn Ğazvesi’nde bulundu. Huneyn Ğazvesi’nden hemen sonra Ci’rane’de ğanimetler taksim edilirken müellefe-i kulûb mükâfatlandırılırken kendisine ğanimetten az olarak hisse verildi.

Bunu üzerine Resûlullâh’ın huzuruna çıkarak, verilen hissenin az olduğunu beyân eden bir şiir okudu. Bu şiir’in sonunda Resûlullâh, onun hissesini arttırdı. Resûlullâh (s.a.v) Abbas bin Mirdas’a, Muhacir ve Ensâr mücahidleri gibi dört deve vermişti. Abbas bin Mirdas, buna kızdı ve söylediği bir şiirin de meal olarak şöyle dedi:

      “-Benim ganimetim ile Ubeyd adındaki atımın ganimetini mi, bölüş-türdün Uyeyne ile Akr’a’ arasında?! Hiç bir içtima yerinde ne Hısn, ne de Hâbis, benim büyüğüm Mirdas’a üstün olmamışlardır. Ben de şu iki kişi-den aşağı kalır bir kimse değilimdir! Bu gün alçaltılan, bir daha da yükseltilemez!”

Bunları duyan, Hz.Ebû Bekir (r.a), Abbas bin Mirdas’ın söylediği beyitleri Resûlullâh’a okudu. Abbas bin Mirdas, Resûlullâh (s.a.v)’in yanına gelince, Resûlullâh (s.a.v) ona:

      “-Benim ğanimetimle Ubeyd adındaki atımın ganimetini mi bölüş-türdün Akra ile Uyeyne arasında? beytini sen mi söyledin?” diye sordu.

Hz.Ebû Bekr (r.a):

      “-Babam, anam, Sana fedâ olsun yâ Resûlallâh! Bu, beyit, Senin okuduğun gibi değildir!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Böyle değil de, ya nasıldır?”diye sordu.

Hz.Ebû Bekir (r.a), beyti, Abbas’ın söylediği gibi:

      “-Benim ğanimetimle Ubeyd adındaki atımın ganimetini mi bölüş-türdün. Uyeyne ile Akra arasında?”diyerek okudu.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-İkisi de birdir. Önce, ha Akra’dan başlamışsın, ha Uyeyne’den, sana, ne zararı var?”buyurdu.

Hz.Ebû Bekr (r.a):

“-Babam, anam Sana fedâ olsun! Sen, ne şâirsin, ne Nâkılsın, ne de böyle olmayı, Sana yakıştırır! Şahâdet ederim ki: yüce Allâh’ın ;

      “-Biz, Ona şiir öğretmedik! Bu, Ona yakışmaz da!” 3

Buyurduğu gibisindir!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v) Abbas bin. Mirdas için:

      “-Götürünüz bunu! Kesiniz dilini!” buyurdu. Kendisine de:

      “-Senin dilini keseceğim!” buyurduktan sonra, Bilâl-i Habeşî’ye;

      “-Sana, onun dilini kesmeni emrettiğim zaman, kendisine bir de elbise ver!”dedikten sonra sesli olarak:

      “-Ey Bilâl! Haydi, götür kes şunun dilini!”buyurdu.

Bilâl’i Habeşî, onu, elinden tutub götürürken, Abbas bin Mirdas :

      “-Yâ Resûlallâh! Bilâl dilimi mi kesecek? Ey Muhacirler cemâatı! Dilimi mi kesecek? Ey Ensâr cemâati! Dilimi mi kesecek?!”diyerek seslendi, durdu. Müslümanlardan bazıları da;

      “-Abbas’ın dilinin kesilmesi emredildi!”deyib korkmaya başladılar.

Bilâl-i Habeşî (r.a), Abbas’ı çekib götürürken Abbas bin Mirdas’ın feryadı yükseldikçe Bilâl-i Habeşî ona:

      “-Resûlullâh, sana elbise giydirip bununla dilini kesmemi, yani dilini tutmamı bana emretti!”dedi.

Götürüb, Abbas’a bir elbise verdi. Hoşnut oluncaya kadar, kendisine epeyce deve de verdiler. 50 veya 100 deve verildiği rivâyet edilir. 4

Resûlullâh (s.a.v) ile birlikte Veda Haccı’nda bulunan Abbas bin Mirdas, birinci halife Hz.Ebû Bekr’ın devrinde Mekke veya Medine’de oturmayarak kendi ailesi ile birlikte çöle çekilib kendi kabilesinin yanında ikamet etti.

İkinci halife Hz.Ömer zamanında sağ olduğu tarihî vesikalarla tesbit edilmiş ise de ne zaman vefât etmiş olduğu bilinmemektedir.

Pek çok şiir söylenmesine rağmen, elde mevcud olanların ise, hemen hemen hepsi Huneyn Ğazvesi’ne ait olub gazvenin gidişâtını mükemmel anlatmaktadır. Şiirlerinin bir kısmı zamanımıza ulaşmıştır.

İbn-i Hişam’ın es-Sire’si gibi kaynaklarda bunlardan bol örnekler vardır. İbnü’s-Sikkat, Ali bin Abdullah et-Tûsi ve Sükkeri tarafından tertib edildiği söylenen divanı günümüze kadar gelmemiştir. Cemil Bek el-Azm’ın derlediği bir kısım şiirlerini ihtiva eden nüsha, Zâhiriyye Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Yahya el-Cübüri onun yetmiş yedisini bir araya getirerek

“Divânü’l-Abbas bin Mirdas es-Sülemi” adıyla neşretmiştir.

Culhuma adında bir oğlunun bulunduğu ve bu oğlunun hadîs râvîleri arasında olduğu bilinmektedir. Hanımı ise, Habibe bint-i Dahhâk bin Süfyân’dır. Resûlullâh (s.a.v)’den dört hadis rivayet etmiştir.

Üçüncü halife Hz.Osman (r.a)’ın devrinde Abbas bin Mirdas (r.a), en son olarak Basra’nın biraz uzağında bir nahiyede ikamet ederken orada vefât etmiştir. Tarih belli değildir. 5

Abdülmelik bin Mervan, yanında oturanlara sordu:

      “-İnsanlar içinde, şiirinde en cesur ve kahraman kimdir?”

Bu hususta fikir beyan ettiler. Abülmelik bin Mervan şöyle dedi:

“-İnsanlar içinde en cesur kişi şu şiirinde belirttiği gibi Abbas’dır:

      “-Gönüller içinde aldırmadan kılıç sallarım. İster orada öleyim, ister başka yerde, Ğam yemem!”

Basra civarında bir bâdiye de konaklardı. 6

Resûlullâh’dan dört tane hadis rivayet eden ve halife Hz.Osman dev-rinde ölen Abbas bin Mirdas’ın vefat tarihi kesin tesbit edilememiştir. 7

Şübhesiz ki en doğrusunu Allâh bilir. Allâh onlardan razı olsun.

1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-15-151 
2- el-İsabe, İbn-i Hacer el-Askalani-3-121-No-4514 
3- Yasin-69 
4- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-15-501 
5- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-1-27 
6- el-İsabe, İbn-i Hacer el-Askalani-3-121-No-4514 
7- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-1-27